15 Ocak 2023 Pazar

Selam herkese, neredeyse 9 yıl oldu burada yokum neler geldi geçti hayatımda tabi hepimizin hayatında da. Kayıplar, mutluluklar, üzüntüler, yeni başlangıçlar.  

18 Eylül 2014 Perşembe

Kan Grubu Yorumları :)


Herkese Merhaba;
 İlk okuduğumda şöyle dedim; ne bu ya burç yorumu gibi kan grubu yorumumu olur diye:) Hadi paylaşayım dedim. Sevgiler.....


“0” Grubu “Sıcak”

Olumlu yönleri: Özgüven sahibi, güçlü karar mekanizmasına sahip, sadık, kendi kararını kendi veren, eleştirici.

Olumsuz yönleri: İşkolik, duygusal, inatçı, soğuk, bencil, geçimsiz, endişeli

Gerçekler: Dünyadaki insanların %38’ı 0 negatif, %6’sı ise 0 pozitiftir.

Özellikleri: Sosyal, enerji dolu, çok hareketli, gerçekçi, arkadaş canlısı, gösterişli, uçuk. Önüne çıkan şansları anında kullanır. Yeni bir projeye hemen atılabilir, yeni fikirler üretmeye yatkındır. Dikkati çabuk dağılır, kuvvetli duygulara sahiptir ve kendini iyi ifade edebilir.

Her an muhalefet olabilir ama bu duruşundan hemen vazgeçebilir. Diğer kan gruplarından olan kişilere çabuk kapılabilir. Hırslı ve detaycı olan bu kişilik ortama kolay adapte olabilir. Hissettiklerini kolayca ortaya çıkartabilir, doğuştan zariftir.

Özet: Olumlu, aktif, bağımsız, risk almayı seven, dramatik bir yaşama sahip, zaman zaman bencil, romantik, arkadaşlarından etkilenen, organizasyon yeteneği gelişmiş, gururlu, birilerine dokunmayı ve birilerinin ona dokunmasını seven, hedefe kitlenen, boyun eğmeyi sevmeyen, açık sözlü.

“A” grubu “Serin..”

Olumlu yönleri: Dikkatli, sempatik, özverili, kibar, dürüst, sadık, uyumlu, empati kurabilen.

Olumsuz yönleri: Çok kuruntulu, duygusal, sinirli, kararsız, içine kapalı, sulu.

Gerçekler: Dünyadaki insanların %34’ü A negatif, %6’sı ise A pozitiftir.

Özellikleri: Sinirlense bile sakin kalmayı başarır. İçe dönük, kamuoyuna duyarlı, sorumluluk sahibi. Sinirliyken bile güvenilir ve etrafındakilerin kafası karıştığında her şeyin sorumluluğunu üzerine alabilir. Utangaç olduğu zamanlar vardır. İnsanların yanında bazen sinirli olabilir. Etrafına karşı duyarlı olmasına rağmen başkaları tarafından yanlış anlaşılabilir.

Bir doğa düşkünüdür ve kalabalık ortamları pek sevmez. Değişime çok açık değildir, kendine ait bir dünyaya ihtiyaç duyar hatta karamsar bile sayılabilir. Değişikliğe açık olmadığı için duygusal tarafından dolayı bu kan grubundan olan kişiler genelde yaratıcı güce sahip sanatçılardır.

Özet: Temkinlidir, yardımseverdir, sorumluluk sahibi, iç huzura ve güçlü bir hafızaya sahiptir, grup çalışmasında başarılıdır, resmiyeti sever, sakindir, kurallara uyar, insanlarla olan ilişkilerine değer verir, çok hassastır, başkalarının ona dokunmasından hoşlanmaz.

”B” Grubu “Aktif”

Olumlu yönleri: Neşeli, dışarı çıkmayı seven, olumlu, maceracı, aktif, duygusal, kibar.

Olumsuz yönleri: Unutkan, kararsız, dağınık, gürültücü, abartmaya yatkın, spontane.

Gerçekler: Dünyadaki insanların %9’u “B” negatif %2’si ise “B” pozitiftir.

Özellikleri: Mantıklı, organizasyon yeteneği gelişmiş, akla duygudan çok önem veren, yaratıcı. Her şeyin yolunda gittiğini gördüğünde kendini harika hisseder. Yaptığı işe konsantre olarak başka şeyleri görmezden gelebilir. Enerjik ve amaca yönelik hareket eder, herhangi bir konunun fanatiği olabilir ve o konuda sonuna kadar uğraşır.

Girişimciliğe açık olmasına rağmen takım oyunlarında ise pek başarılı değildir, çünkü o takım yapısına karşıt bağımsız bir kişiliktir. Olumsuz şeyleri dışa vurmak yerine içe atar, sorunları çözmek için gerçekleri göz önünde bulundurur, çok fazla soğuk ya da resmi olarak görülebilir, arkadaşlarına kendini pek açmaz.

Özet: Neşeli, bencil, kaprisli, gelenek ve göreneklere karşıdır, sosyal, eğlenceli, duygusal, özünde yalnız, kolay neşelenebilen, kibar, bağımsızlığına çok düşkün, güçlü bir kişiliğe sahip, işlerini kendi yöntemine göre yapan, geçinmesi kolay, maceracı, dokunmayı ve birinin ona dokunmasından hoşlanır.

“AB” Grubu “Rahat”

Olumlu yönleri: Hassas, gururlu, diplomatik, sempatik, çabuk öğrenen, zevk sahibi, herkesle kolay anlaşabilen.

Olumsuz yönleri: Devamlı şikayet eder, farklı ve değişken ruha haline sahiptir, çok düşünür.

Gerçekler: Dünyadaki insanların %4’ü AB negatif, %1’i AB pozitiftir.

Özellikleri: Zıtlıkların bir arada olduğu bir karakterdir: Örneğin sosyaldir aynı zamanda utangaçtır. Ne yapacağı önceden kestirilemez. Arkadaşlarına bağımlıdır fakat eğer çok üzerine gelinirse isyan edebilir, sosyal ortamlarda zaman zaman utangaç zaman zamansa cesurdur.

Yaratıcı/sanatçı bir yönü vardır. Zorlayıcıdır. Psikoloji, astroloji ve falla ilgilenir, iyi bir politikacı ya da diplomat olabilir. Çok geniş tavırlar sergileyebilir, problemleri sezmek ve engellemek konusunda çok başarılıdır.

Şehir atmosferini sever ama bazen kapalı alanlarda kalmaktan hoşlanmaz. Yaşadığı ev onu düşünmeye ve hareket etmeye motive etmeli, yaptığı her şeyde başarıya ulaşır.

Özet: Gizemlidir, mantıklıdır, ekonomiktir, etkilidir, genelde eleştiricidir, analitik bir düşünce yapısına sahiptir, duygusuzdur, orijinaldir, yalnız kalmayı sever, çabuk sıkılır, çevresine kolay uyum sağlar, içgüdüsel duygulardan nefret eder, insanlara faydalı olmaya çalışır, başkalarının ona dokunmasından hoşlanmaz.
...
Yinede herşeyin doğrusunu Allah c.c. Bilir....

8 Eylül 2014 Pazartesi

Mumum Çiçek Açtı

Herkese Merhaba;

Evdeki  mumlara peçete dekupajı yaptım. Mum öyle mumlukta beyaz beyaz duruyordu. Elimde önceden peçeteden kestiğim güller duruyordu, hemen elime peçete tutkalını aldım ve yapıştırmaya başladım ve işte sonuç :)



2 Eylül 2014 Salı

Gümüş Tepsi Boyama

Herkese Merhaba;

 Evdeki gümüş tepsi baya yıpranmış ve çizilmişti. Bende aldım elime beyaz sprey boyayı boyadım fenada  olmadı hani:)


1 Eylül 2014 Pazartesi

Her Temas İz Bırakır - Behzat Ç / Emrah Serbes


Kızılay, Sakarya Caddesi, SSK İşhanı, Dil-Tarih, Atakule, öğrenci evleri... ve Emniyet... Cinayet Masası. Behzat Ç., "yeni müktesebata" uyum sağlayamamış, lambur lumbur, "dişli" bir başkomiser. Müzik dinlemez, polis telsizi dinler. Kitap okumaz, gazeteye spor sayfasından başlar. Herhangi bir siyasi görüşü yok. "İçimizden birinin" üçüncü sayfa haberlerine yansımış hali gibi, adı bile tam değil. 1. Amatör'de duran toplara iyi vuran bir stoperken, topçuluğu bırakıp başkalarını tekmelemeye başlamış. Mesela beş lira için kalbinden adam bıçaklayanları, on üç yaşında kızlara tecavüz eden, namus için en yakın akrabalarını vuranları... Kendi adalet anlayışı bakımından sorun yok; "it uğursuz" kimdir, belli gibi görünüyor... Ama acaba öyle mi? Behzat Ç.'yi ve onun adalet duygusunu da rahatsız eden işler olabiliyor bazen hayatta... At izinin it izine karıştığı bir cinayet... Kim, niye öldürsün bu kızı? Hem niye bu şekilde? Siyaset karışmış desek?.. Garip... Öğrenci âlemine, başka âlemlere, ama asıl polis âlemine dikiz atan, entrikası bereketli bir polisiye...


21 Ağustos 2014 Perşembe

ÖLÜM

 
      Ölüm; pek hoş olmayan bir konu, hele hiç beklenmedik zamanda gerçi bu lafta saçma ama " hiç beklenmedik zaman" ölümü kim bekler ki. Ama hayatta tek gerçek olan  ÖLÜM. İnananlar için başka aleme yolculuk, inanmayanlar için sonsuz sessizlik.



13 Ağustos 2014 Çarşamba

Mona Rosa

Herkese Merhaba;

Ne güzel bir şiirdir Sezai Karakoç'un Mona Rosa'sı gerçi bu geçtiğimiz günlerde Sürgün Ülkeden Başkentler Başkenti'ne şiiri meşhurdu. Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı için reklam filminde okuduğu şiirdi. Ama bence Mona Rosa başka bambaşka. Akrostiş şiirdir Mona Rosa'da Türk edebiyatının en mahrem akrostişi gizlidir. Şiirin her kıtasının başındaki harfleri yan yana getirdiğinizde “Muazzez Akkayam” çıkar. Karakoç, 1950’de Mülkiye’de öğrenciyken yazmıştır bu şiiri. Ancak 2002 yılına kadar hiç yayınlamamıştır.Buna karşın tam 50 yıl kuşaktan kuşağa aktarılmıştır bu etkileyici şiir.60’larda daktiloyla, 70’lerde teksirle, 80’lerde fotokopiyle çoğaltılmıştır. Bu efsane şiir, bir aşk acısının yürek burkan sesidir. 



İşte Mona Rosa (Muazzez AKKAYA)


MONA ROSA

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister.
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
Mona Rosa bugün bende bir hal var.
Yağmur iri iri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Açma pencereni perdeleri çek,
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Rosa ben bir deliyim.
Açma pencereni perdeleri çek.

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
Bende çıkar güneş aydınlığına.
Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
Seni hatırlatır her zaman bana.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
Ellerinden belli olur bir kadın,
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların.

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.

Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine.
Kiminin rengi ak kiminin sarı.
Ah beni vursalar bir kuş yerine.
Akşamları gelir incir kuşları.

Ki ben Mona Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni.
O masum bakışların su kenarında.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
Alev alev sardı her tarafımı.
Artık inan bana muhacir kızı.

Yağmurdan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
Yağmurdan sonra büyürmüş başak.

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kuş tüyüne.
Bir tüy ki can verir gülümsesen,
Bir tüy ki kapalı geceye güne.
Altın bilezikler o kokulu ten.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister,
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Nazar Değmesin

Herkese Merhabalar;

Geçen sene,  macera dolu bir akşam, deniz kıyısından, deniz kabuğu toplarken bu taşı buldum. (parantez açmadan geçemeyeceğim taş görünümlü ama taştan yumuşak bir o kadar pürüzsüz, parlak bir şey) akşam balkonda otururken birden o geceyi hatırladım hemen taşı aldım elime ne yapayım seni diye taşa sordum. Sonra aklımda bir fikir parlayıverdi. Başladım boyamaya tabi şarkıda tutturdum Gökhan Tepeden Adı Aşk Olsun istersen adını hiç koymayalım, nazarlardan korusun diye Allah, yıllarca başımız bir yastıkta birlikte yaşlanalım, derken eh ortaya işte bu nazar boncuğu çıktı. Aman kimselere nazar değmesin...Sevgilerimle.




                             

                             


                             
      Bunlarda deniz kabuklarım rengarenk boyamıştım.
    

31 Temmuz 2014 Perşembe

1 Yıl

 Zaman nede çabuk geçiyor, blogumu açalı tam bir yıl olmuş,  bu güne kadar yorumları ve beğenileriyle destek olan tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Sevgilerimle...

18 Temmuz 2014 Cuma

Koulrofobiliyim Ben

Evet itiraf ediyorum gülmeyin :(  koulrofobiyim ben  (palyaço korkusu). Herkes duyunca gülüyor, böcekten, çıyandan, kediden, köpeklerden, bilimum haşerelerden korkmayan Mehlika palyaçodan korkuyor. Tamam korkuyorum dediysem öyle cıyak cıyak bağırmıyorum, sadece hoşlanmıyorum, yanlarına yaklaşmıyorum, uzak duruyorum. Zaten hiç anlamadım palyaçoları gerçekten korkunçlar beyaz bir yüz kocaman kırmızı bir dudak sevimsiz bence :( . Hep benim abimin yüzünden bu palyaço korkusu kaldı bende. Bilmem kaçıncı Bergama Uluslararası Grup Psikoterapi Kongresinde çocuklar için düzenlenen etkinlikte palyaço vardı. Düzenlenen yerde Bergama Asklepionu'ydu. Benim akıllı abim yanında beni götürmek istememişti, tabi annem galip gelmiş, beni yanında göndermişti. Her zaman olduğu gibi, beni orada bırakıp arkadaşlarının yanına gitti. Sonra beni bulamayınca, bende bilerek yerimi değiştirdim tabi, abime gıcıklık olsun diye ama değiştirmez olaydım bu fobi oluştnu :) bizimki korkuya kapılıp anons ettirdi beni, telaşını görüp ne çok sevinmiştim meğer az sonra yıllar boyu bu olayı unutamayacakmışım. Sahneye gelmem için anons ettiler beni  i tabi vee sahnede palyaço vardı, bana sarıldı, elimden tutu o an bak bu kız kaybolmuş diye sesler falan duyunca ben bozuldum tabi, aslında mikrofonu elime alıp ben kaybolmadım bilerek yaptım demek geldi içimden, ama palyaçodan çekiniyordum, yoğun duygular içindeydim :)) daha ilkokula gidiyorum ve böylece fobim hayırlı uğurlu oldu bana :)


Ama haksız mıyım baksanız ya fotoğrafı eklerken ki halimi görseniz :))


Burası da etkinliğin yapıldığı yer. Bir başka değişle fobimin yeri :)))

15 Temmuz 2014 Salı

Erken Kaybedenler - Emrah Serbes

Yer yer güldüm yer yer hüzünlenmedim değil kitabı okurken ama Emrah Serbes farkı diyelim çok güzeldi. Kitabı elime aldım ve bitmiş olarak bıraktım.

"Her neyse... Korhan Ağbi'nin kardeşi olduğu için Aycan'ı sevmiyordum, onun sene onun yerine Esra'yı seviyordum. Okulun ilk günü silgi istemiştim Esra'dan. Silgisini ısırıp ikiye bölmüş, yarısını bana vermişti. Ben de ona aşık olmaya karar vermiştim. Sıramı değiştirip onun arkasındaki sıraya geçmiştim. Din dersi dışındaki derslerde çaktırmadan saçıyla oynuyordum. O da bir şey demiyordu."

Erkek çocukların enerjik, hüzünlü, alengirli dünyasına giriyoruz...
Baba çalışıyor, anne ev hanımı, muhafazakârlığın kalesi...İşçiler, yoksullar, teyzeler, abiler... Kolay ağlayan sert adamlar... Taşra seyrekliği, mahallenin kalabalığı... Kıskanç, gururlu, saf ergenler... Emrah Serbes, çabuk öfkelenen, kolay vazgeçen, baştan çıkmış erkek çocukları konuşturuyor... Kederli, insana dokunan komik hikâyeler bunlar...

"Dizinin dizime değişi, Handan'ın annesi için bir kelebeğin kanat çırpışıysa benim için kasırgaydı. Kaç sene geçti, hâlâ unutmam, günde en az beş sefer aklıma gelir. Biliyorum bu durumun, kökeni memeden kesildiğim güne kadar uzanan psikolojik nedenleri vardır. Ama bir kadını unutulmaz yapan şey, bir vakitler ona duyulan arzunun şiddetiyle doğru orantılı değil midir? O arzunun kıyısında, gerçekleşme olasılığının tam yanı başında, sanki arada başka hiçbir engel yokmuş gibi rahat davranabilmekle, kendini o tatlı yanılsamaya kaptırabilmekle doğru orantılı değil midir? Bu olgunun da mı sorumlusu benim mutsuz geçen çocukluğum? Cevap? Yok! Kalırsın öyle..."
Taşrada ve kâinatta, yapayalnız kalmış erkek çocukların hikâyesi...

Erken Kaybedenler... Yoldan çıkmış bir neslin manifestosu...

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Hikayem Paramparça - Emrah Serbes

Bir solukta okuduğum kitaplardan oldu. O kadar güzel ki, elimden bırakamadım. İnsanın içini acıtan hikayeler var ama süper bir kitap. Teşekkürler Emrah Serbes.

“Annemin öldüğünü anlatma, onun etkisi altında olduğum için kendisini sevdiğimi düşünmesin.”

“Tamam Galip.”

“Karanlıkta uyuyamadığım için gece lambasını açık bıraktığımı anlatma, beni ottan boktan korkan biri zannetmesin.”

“Tamam Galip.”

“İlk defa âşık olduğumu anlatma, beni bu konularda tecrübesiz biri zannetmesin.”

“Tamam Galip.”

“Geçen sene el frenini çekmeyi unutup Kartal’ı boklu dereye yuvarladığımızı anlatma. Malının kıymetini bilmeyen biri olduğumu düşünmesin.”

“Tamam Galip.”


Gecenin ilk müşterisi olan, sabahçı kahvelerinde, çorbacılarda ayılan genç adamlar. Bazen en anlamsız yüzü yaşamanın ve bazen yel değirmenini arayan içli bir hatıra. Henüz ölmemişler ve ölümle tanışmamışlara yazılmış hikâyeler... Namluya sürülmüş küfür... Büyümemiş bir çocuk... Pati yapan arabalar, yutkuna yutkuna dinlenen şarkılar ve hayattan meseleler. Kutlanan yenilgiler, “hayat kerpiçten bir gökdelen sevgili kardeşim, yanlış bir parantezde yaşıyoruz. Bırak konuşalım, iki çift laf edelim, yüz yüze bakıyoruz...”

Emrah Serbes, hayatı kendine katık eden, sokaktan çağlayan bir sesle yeraltının dumanını anlatıyor bize. Bitmez bir ergen öfkesiyle kuyuya düşmüş çocuklara sesleniyor.

Emrah Serbes’ten parça parça anlar, parça parça anılar, paramparça hikâyeler...



7 Temmuz 2014 Pazartesi

Son Hafriyat Behzat Ç. Bir AnKara Polisiyesi - Emrah Serbes

Kitap bir solukta bitiverdi. Zaten tüm afilli filintaları seviyorum.Türkiye'de seri katil olur mu? Redkit oldukça başarılı bir seri katil. Benim en sevdiğim karaktekter Red Kit'ti kitapta. Diziyi izlediyseniz bile muhakkak ki kitaplarını da okuyun derim.

Behzat Ç., Cinayet Büro Amirliği'nde başkomiser, hayata karşı işlenen suçlar uzmanı...

Başına gelenlerden sonra lanet etmiş, çekip gitmişti aslında. (Dizinin ilk kitabı Her Temas İz Bırakır'ı okuyanlar bilir.) Hayır, hâlâ işinin başında! Ama ağzını bıçak açmıyor. Tek bir laf çıkmıyor ağzından. El işaretleriyle, çehresiyle, suskunluklarla anlatıyor anlatacağını - ve tabii dellenmeleriyle...

Bu bir AnKara polisiyesidir...

Behzat Ç. ve ekibi, kötü bir Renault Toros'la Sakarya Caddesi'nden Ayaş'a kadar altını üstüne getiriyor Ankara'nın.

Sadece cinayetçiler değil, belediyenin envai çeşit birimi de altını üstüne getiriyor Ankara'nın. Her yer hafriyat. Kavşak inşaatıydı, kabloydu, boruydu, tamirattı...

Sadece onlar da değil ama... Kendine 'Red Kit' diyen bir adam da çukurlar kazıp duruyor. Öldürdüklerini tabuta koyup gömüyor o çukurlara - gömüp polise haber veriyor. Çok acayip, çok da zeki bir adam bu, feleğin çemberinden geçmiş, içinde intikam acısı... Belli, polisle bir meselesi var.

Behzat Ç. ve ekibi, Ahlak Bürosu'na bile nasip olup da hâlâ kendilerine verilmeyen bir Megane'ın hayalini kurarak, kötü Renault'yla Ankara'da fink atıp Red Kit'i arıyor.

Bir AnKara polisiyesi...



30 Haziran 2014 Pazartesi

Hastane Odası

Bu gün kendimi iyi hissediyorum. Eee bende hemen bir yazı yazayım dedim. Dördüncü günüm ve en sağlıklı günüm odada tek başımaydım,  tatlı bir teyze geldi karşı yatağa şu an o uzanıyor ben ise yazıyorum yanımda yeni başladığım Behzat Ç. Son Hafriyat  o kadar güzel ki elimden bırakamıyorum. Şu an powertürk dinliyorum.Hadi ben okumaya kaçtım.

25 Haziran 2014 Çarşamba

Masum Çocuk

Öğle arası yemek dönüşü arkadaşıma ben markete uğrayacağım sende gel, ben gelmeyeyim geç kaldım zaten dedi, yolda ayrıldık. İleride bir kız çocuğu ağlamasını duydum, biraz ilerledikten sonra üç dört yaşlarındaydı tahminimce, annesinin elinden tutuğunu ve kaldırımın köşesine doğru ittiğini ve okkalı bir tokat atışını şaşkınlıkla gördüm.Çocuk daha şiddetli ağlamaya başladı tabi ben durur muyum bu durumda, kadını hemen kolundan tuttum, gözlerimi patlattıp ne vuruyorsun ben de şimdi sana vurayım mı dedim, kadın 30'lu yaşlarında birisi,  bana öyle donup baktı hiç bir şey söyleyemedi. Bir daha vurma çocuğa deyip kolunu bıraktım.Benim annesine laf söylediğimi duyan çocuk annesinin bacağına yapıştı kıyamam. "O"na vurduğu halde annesine gidiyor, ne masum, ne savunmasız, korunmaya muhtaç.Bir gün böyle hadiselerden dayak yemezsem iyidir dayanamıyorum hemen karşılık veriyorum  insanlara. Sonra markete giriyorum ne alacağımı unuttum, su alıp çıkıyorum. Böyle insanların ancak güçleri çocuklara yetiyor.

24 Haziran 2014 Salı

Bonibonlu Kına Şekeri

Herkese merhaba;

Yağmur bebek için hazırladığım bonibonlu kına şekerleri, Daha eksik tabi kapakların üzerine Yağmur'un fotoğrafları yapıştırılıcak.






23 Haziran 2014 Pazartesi

Mimlenmişim

Sevgili Gülşah Meral Onyüzmilyonoje blogunun sahibesi arkadaşım beni mimlemiş. Teşekkür ediyor ve cevaplıyorum. Sevgiler.


1-Seni sen yapan renk/renkler nelerdir?

Kırmızı, Mavi, Siyah, Beyaz 

2-Seni sen yapan düşünce nedir?

İyimserlik

3-Seni sen yapan giyim tarzı nedir?

Spor

4-Seni sen yapan saç stili nedir?

Genelde saçlarımı toplamam ve uzun saç severim

5-Seni sen yapan parfüm-koku nedir?

Vivien

6-Seni sen yapan makyaj malzemesi nedir?

Çok makyaj yapmam ama göz kalemi :)

7-Seni sen yapan mevsim/ay nedir?

Kesinlikle Yaz

8-Seni sen yapan müzik türü/şarkı nedir?

Türk Sanat Müziği- Sevgimizin aşkımızın üstünden

9-Seni sen yapan kitap türü/yazar nedir?

Murat Menteş hayranıyım. Sıradışı kitaplar, çok kitap ayırt etmem.

10-Seni sen yapan tavırların nelerdir?

Genelde hep neşeliyim.

16 Haziran 2014 Pazartesi

İçimizdeki Şeytan - Sebahattin Ali

"İsteyip istemedeğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticede aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması.. "

Bu romanında, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın "kapana kısılmışlığını" gösteriyor Sabahattin Ali. Aydın geçinenlerin karanlığına, "insanın içindeki şeytan"a keskin bir bakış. Kürk Mantolu Madonna'dan sonra çok iyi geldi.



13 Haziran 2014 Cuma

Renkler

Hayatının rengini değiştirmek isteyenlere bilgi olsun diye...Sahneyi sevdiğim renkle açıyorum:
Mavi ve tonları
Mavinin birçok anlamı vardır. Her şeyden önce mavi sakinleştirici ve dinlendirici bir renktir. (masmavi bir gökyüzü ya da mavi bir deniz gibi) Müşterilerinde bu etkiyi uyandırmak isteyen firmalar (genelde bebek ürünleri, spa merkezleri ve ilaç firmaları) bu rengi tercih ederler. Mavi güvenirliği, dürüstlüğü ve kaliteyi de temsil eder. O yüzden evinizde mavi ve tonlarını kullanacaksanız misafirlerinize işte bu duyguları vereceksiniz demektir.
Mavinin bir diğer (ve kesinlikle en güzel) özelliği ise iştah kapatma etkisidir. Mavi tonlarla döşenmiş bir yatak odasında veya oturma odasında durup dururken açlık krizlerine girme olasılığınız oldukça düşük olacaktır. İlginçtir ki Araplar mavinin kan akışını yavaşlattığına inanırlar.
Nazar boncuğu o yüzden maviymiş. Duvarları mavi olan okullarda ise çocukların daha az yaramazlık yaptığı saptanmış!
Yeşil ve tonları
Doğada gördüğümüz bir diğer renk ise yeşildir. Yeşil ve tonları da mavi kadar dinlendirici ve sakinleştirici olabilir. Bize genelde kırları ve ağaçları hatırlatır. Bunun yanı sıra ilginç bir gerçek de yeşilin insan gözü tarafından en kolay ve güzel algılanan renk olmasıdır.
Ayrıca bir rivayete göre de kalbimiz, bu rengin yaydığı enerji alanındaymış. Doğanın ve baharın rengi olan yeşil kesinlikle güven veren renkmiş. Bir ilginç nokta daha: yeşil ile dekore edilmiş yerlerde yaşayan ve vakit geçiren insanların daha az mide rahatsızlığı çektiği ispatlanmış!
Mor ve tonları
Eğer renklerin arasında bir asalet sıralaması yapılsaydı, mor ve tonları kesinlikle en üst noktada olurdu. Mor, bilgeliği, sempatiyi, onuru ve asaleti simgeler. Eski çağlardan beri de ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür. Tarih kitaplarının anlattığına göre, yüksek sınıflar, saray mensupları ve kraliyet aileleri illa mor giyerlermiş.
Mor, aynı zamanda nevrotik duyguları açığa çıkartır ve bilinçaltını temsil edermiş.
İntihar edenlerin en beğendiği rengin mor olduğunu da belirtmeden geçmeyelim!
Kırmızı ve tonları
Bu rengi çok seviyorsanız dikkat edin! Ne kadar güzel ve çekici bir renk olsa da kırmızı insanı sinirli, huzursuz ve aç hissettirir!
Devamlı bir şeyler yemek istediğiniz şu fast food markalarını bir hatırlayın? Mc Donalds, Burger King, Kentucky, Arbys’, Pizza Hut, Dominos? Hepsinin en büyük ortak özelliği KIRMIZI logoları oluşu değil mi? Peki, her ne kadar canlılık ve dinamizm ile ilgili bir renk olsa da aslında mutluluğu temsil ettiğini biliyor musunuz? Eğer evinizin bir odasında kullanmak isterseniz dışarıdan gören bir insan sizin için şunları düşünecektir: “Bu kişi fiziksel olarak atak, canlı ve duygusal olarak da bir işi sonuna kadar götüren azimli ve kararlı biri olmalı”
Unutmayın, kesinlikle ama kesinlikle iştah açar! Tansiyonu yükseltir, kan akışını hızlandırır. Eğer siyah veya grinin tonlarıyla beraber kullanırsanız ortaya çok sofistike bir görüntü çıkacaktır.
Sarı ve tonları
Sarı güneşlidir, meyvelidir ve dikkatlidir! En dikkat edilen yazıların sarı üzerine siyahla yazılanlar olduğu keşfedilmiştir!
Aynı zamanda zekâyı, inceliği ve pratikliği de simgeler.
Sarı bir yandan da hüzün ve özlemin rengi olarak da sayılabilir.
Eğer bir odanızı sarı ağırlıklı döşeyecekseniz çok çok aşırıya kaçmamaya, yanında mutlaka zıt renkler kullanmaya özen gösterin.
Portakal ve tonları
Portakal tam manasıyla kişileri hipnotize eden bir renktir. Yapılan araştırmalar portakal rengin beyinsel aktiviteyi en hızlı duruma getirdiğini ve yaratıcılığı arttırdığını kanıtlamıştır.
Portakal aynı zamanda “dikkaatt ben burdayımm” diye bağıran bir renk olduğu için çocukların da çok ilgisini çeker.
Oyun çağına gelmiş bir çocuğunuz varsa odasında portakal tonlar kullanmak onu çok daha yaratıcı ve hareketli yapacaktır.
Siyah ve tonları
Siyah renk, renklerin arasında en asil olanıdır. Modern aynı zamanda retro, ve yüksek sınıfın tercih ettiği bir renktir. Gücü ve tutkuyu temsil eder, gizemli ve ciddidir. Beyaz ile birlikte kullanıldığında son derece dikkat çekici olur.
Fakat aynı zamanda duygusallığı ve hüznü de simgeler. İlginçtir, Türkiye’de ve Avrupa’da siyah renk matemi temsil ederken, Japonya’da mutluluktur. Siyah fonda kullanılırsa karamsarlığı çağrıştırır. Einstein bir şeye konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan odaları tercih edermiş!

10 Haziran 2014 Salı

Sekizinci Henry

Sekizinci Henry ismini bir yerlerde duymuşsunuzdur. Sekizinci Henry İngiltere Kralıdır. Abisi ölünce tahta geçmiştir ve abisinin karısı Catherine ile evlenmiştir. Henry'nin altı eşi olmuştur.Evlilikleri ile anılır. Anne Boleyn'e olan aşkının da etkisiyle Catherine'in erkek çocuk doğuramamasını evliliklerinin lanetli ve geçersiz olduğuna bağlayarak evliliklerini bitirmek istedi. Fakat, Catherine'nin yeğeni İspanya İmparatoru V. Karl veya Şarlkent, Henry'nin bu isteğine şiddetle karşı çıktı. Yaklaşık altı yıl boyunca boşanmak için uğraşan Henry, İngiliz Reformu ile Anglikanizm kilisesini kurdu ve Henry sevgilisi için yeni bir din icat etti, ilk evliliğinin geçersiz olduğunu söyledi. Sevgilsi uğruna tüm ülkenin dinini değiştirip yıllarca bitmeyecek kanlı bir din savaşı başlattı. Anne ile evlendiler ve evlilikleri 3 yıl sürdü, dana sonra kadınlar arasındaki savaşı kazanan Annenin güzelim başını vurdurdu. Neden mi? Anne , kardeşi Rochford Vikontu George Boleyn'in de aralarında bulunduğu 5 kişiyle zina, vatan hainliği ve ensest ilişki suçları nedeniyle tutuklanarak yargılandı. Yargılandığı tüm bu konularda aleyhinde yeterince delil olmadığı halde yine de idam cezasına çarptırıldı  Londra Kulesi'nde idam edildi. Uğrunda insanların dinlerini bile değişttirdiği kadına acımadan idam ettirmiş  Henry Anne'nin idamından 10 gün sonra evlendi. Bu eşi Prens Edward'ı doğurduktan on iki gün sonra öldü. Henry daha sonra güzel başını vurdurduğu Anne'nin yeğeni ile evlendi. Kendisinden otuz yaş küçük olan Catherine Howard ile iki yıl evli kaldıktan sonra, zina yapma nedeniyle  Anne'nin yeğeni Catherine'i tutukladı ve yargılamadan idam etti. Henry bir yıl sonra Catherine Parr ile evlendi ve ölümüne kadar Catherine ile evli kaldı. Henry'ye ne demeli kadınları sevmiş sevmiş, hoop bir suçlamayla kafalarını vurdurmuş pes vallahi, ne adamlar yaşamış bu dünyada...